Düşük karbonlu enerji, küresel ticarette sanayi rekabetçiliğinin yeni unsuru haline geliyor!

Tarih: 27 Temmuz 2026 Pazartesi 13:45

Düşük karbonlu enerji, küresel ticarette sanayi rekabetçiliğinin yeni unsuru haline geleceğini dile getiren Rosatom Sürdürülebilir Kalkınma Direktörü Polina Lion, “İklim politikası artık ekonomi politikasının bir parçası haline geliyor” dedi.

Rosatom Sürdürülebilir Kalkınma Direktörü Polina Lion, iklim politikası artık ekonomi politikasının bir parçası haline geldiğini belirterek, "Güvenilir ve düşük karbonlu nükleer enerji, Türkiye’nin 2053 yılına kadar karbon nötr olma hedefini desteklerken,enerji güvenliğinin ve sanayinin rekabet gücünün artırılmasına da katkı sağlayabilir" dedi.

Küresel sanayi rekabetçiliğinin kuralları değişiyor.Sınırda karbon düzenlemeleri, sürdürülebilir finansman mekanizmaları ve yeşil yatırım kriterleri; karbon performansını, ihracat koşullarını, üretim maliyetlerini, finansmana erişimi ve uzun vadeli yatırım kararlarını doğrudan etkileyen ekonomik bir unsur haline getiriyor.

Türkiye açısından bu dönüşüm, ülkenin iklim mevzuatını geliştirmesi ve ulusal emisyon ticaret sisteminin altyapısını oluşturması nedeniyle ayrı bir önem taşıyor. Bu çerçevede, güvenilir ve düşük karbonlu elektrik üretimi, enerji yoğun sektörlerin rekabet gücü açısından her geçen gün daha kritik hale geliyor.

Bu yapısal dönüşümü değerlendiren Rosatom Sürdürülebilir Kalkınma Direktörü Polina Lion şunları söyledi: "İklim düzenlemeleri artık ekonomi politikasının ayrılmaz bir parçası haline geliyor. Karbon performansı ise küresel ticarette rekabet gücünü belirleyen yeni unsurlardan biri olarak öne çıkıyor. Bugün karbon düzenlemeleri ve yeşil yatırım kriterleri, artık yalnızca politika yapıcıların ve sürdürülebilirlik uzmanlarının gündemindeki konular değil. Bunlar; üretim modellerini, ihracat stratejilerini, finansmana erişimi ve sanayinin uzun vadeli rekabet gücünü doğrudan şekillendiren gerçek iş dünyası dinamikleri haline geldi" şeklinde konuştu.

Lion’a göre düşük karbonlu dönüşümün başarısı, yalnızca sera gazı emisyonlarının azaltılmasına değil; aynı zamanda güvenilir, uygun maliyetli ve ölçeklenebilir bir enerji arzının sağlanmasına da bağlı. Bu çerçevede nükleer enerji, hava koşullarından bağımsız olarak 7 gün, 24 saat düşük karbonlu elektrik üretebilen güvenilir bir kaynak olarak önemli bir rol üstleniyor. Bu özelliği sayesinde nükleer enerji; iklim hedeflerinin enerji arz güvenliği, sanayinin gelişimi ve öngörülebilir elektrik arzıyla desteklenmesi gereken Türkiye gibi ülkeler için pratik ve etkili bir çözüm sunuyor.

AB Pazarında Rekabetin Yeni Ölçütü: Karbon Performansı

Polina Lion’a göre Avrupa Birliği’nin uygulamaya aldığı Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM), iklim düzenlemelerinin uluslararası ticarette nasıl somut bir unsur haline geldiğinin en açık örneklerinden biri.AB pazarına ihracat yapan şirketler açısından karbon yoğunluğu, artık yalnızca raporlanan bir gösterge olmaktan çıkıyor; ürünlerin nihai maliyetini, tedarik zinciri tercihlerini ve uzun vadeli yatırım stratejilerini doğrudan etkileyen önemli bir parametreye dönüşüyor.

Lion, bu dönüşümün özellikle enerji yoğun sektörler açısından büyük önem taşıdığına dikkat çekerek, güvenilir ve düşük karbonlu elektrik arzının üretimin karbon ayak izinin azaltılmasına doğrudan katkı sağlayabileceğini belirtti: "Karbon performansı; uluslararası pazarlardaki rekabet gücünden gümrük maliyetlerine, yatırım kararlarından uygun koşullarda finansmana erişime kadar çok geniş bir yelpazede ekonomik sonuçlar doğuran bir unsur haline geldi. Şirketlerin üretim modelleri ve uzun vadeli stratejileri artık bu kritere göre şekilleniyor. Geleneksel serbest ticaret anlayışı yerini, emisyon performansının belirleyici olduğu yeni bir küresel piyasa düzenine bırakıyor."

Bu çerçevede, istikrarlı ve düşük karbonlu elektrik arzı, Türkiye’nin karbon düzenlemelerinin uygulandığı pazarlardaki rekabet gücünü koruması açısından giderek daha kritik bir unsur haline geliyor.

Türkiye İçin Kritik Dönemeç: Emisyon Ticareti ve Sürdürülebilir Enerji

Türkiye, uzun vadeli iklim hedeflerinden somut düzenleyici araçların oluşturulması aşamasına geçerek önemli bir adım attı. İklim Kanunu’nun 2025 yılında kabul edilmesi ve ulusal emisyon ticaret sisteminin geliştirilmesi, ülkenin düşük karbonlu büyüme için şeffaf ve öngörülebilir bir çerçeve oluşturma kararlılığını ortaya koyuyor. Bu adımlar, aynı zamanda sanayinin küresel ticaretin yeni kurallarına uyum sağlamasını destekliyor.

Lion’a göre bu dönüşümün bir sonraki aşamasında güvenilir bir teknolojik altyapıya ihtiyaç duyulacak:“Sanayinin uluslararası rekabet gücünü koruyabilmesi için düşük karbonlu enerji kaynaklarının sisteme güvenilir, sürdürülebilirve ölçeklenebilir biçimde entegre edilmesi gerekiyor. Düşük karbonlu dönüşüm yalnızca emisyonların azaltılmasıyla sınırlı değildir. Üretimin sürekliliğini sağlayacak sürdürülebilirbaz yük enerji arzı da bu sürecin ayrılmaz bir unsurudur.”

Dijitalleşmenin, veri merkezlerinin ve yapay zekâ altyapılarının hızla yaygınlaşması; güvenilir ve düşük karbonlu baz yük elektrik ihtiyacını daha da artırıyor. Türkiye’nin kısa süre önce açıkladığı Yapay Zekâ Eylem Planı, 2030 yılına kadar en az 1 GW kurulu veri merkezi kapasitesine ulaşılmasını hedefliyor. Bu kapasitenin kesintisiz olarak işletilmesi halinde yıllık yaklaşık 8,8 TWh elektrik tüketimi söz konusu olacak. Bu miktar, İstanbul’un yıllık elektrik tüketiminin yaklaşık beşte birine karşılık geliyor. Bu durum, elektrik sistemine önemli bir ilave yük getirirken, sanayinin gelişimini ve ülkenin dijital dönüşümünü destekleyebilecek, 7 gün 24 saat kesintisiz elektrik üretebilen, güvenilir ve düşük karbonlu enerji kaynaklarına duyulan ihtiyacı da açıkça ortaya koyuyor. Nükleer enerji ise tam bu noktada, Türkiye’nin iklim hedeflerine ulaşmasına, enerji arz güvenliğinin güçlendirilmesine ve uzun vadeli sanayi gelişiminin desteklenmesine önemli katkı sağlayabilir.

Sürdürülebilir Finansmanda Yeni Referans: Yeşil Taksonomi

Küresel ölçekte sürdürülebilir finansman mekanizmalarının hızla yaygınlaştığına dikkat çeken Polina Lion, Yeşil Finansman Taksonomisi’ninde bu dönüşümün önemli bileşenlerinden biri olduğunu söyledi. Bu, hangi ekonomik faaliyetlerin çevresel açıdan sürdürülebilir kabul edileceğini belirleyen ortak bir çerçeve sunarken, yatırım kararları ile sürdürülebilir finansmana erişim süreçlerinde de giderek daha belirleyici bir rol üstleniyor.

Uluslararası finans kuruluşlarının artık yatırımları yalnızca ekonomik getirileri üzerinden değil, projelerin tüm yaşam döngüsü boyunca ortaya koyduğu çevresel performansı dikkate alarak değerlendirdiğini belirten Lion, şu değerlendirmede bulundu:“Yeşil Finansman Taksonomisi, sadece teknik bir sınıflandırma değildir. Aynı zamanda sürdürülebilir finansmana erişimi, yatırım kararlarını ve uzun vadeli sanayi politikalarını şekillendiren temel çerçevelerden biridir.’’

Lion’a göre Rusya, Çin, Güney Kore ve Endonezya; nükleer enerjiyi sürdürülebilir finansman çerçeveleri kapsamında değerlendiren ülkelere örnek gösterilebilir.

Bu ülkelerin her biri, nükleer enerji projelerinin yeşil finansman kriterlerine uygunluğunu kendi ÇSY (Çevresel, Sosyal ve Yönetişim)kriterleri doğrultusunda değerlendiriyor. Nükleer enerjinin; yeşil, sürdürülebilir veya geçiş teknolojisi olarak kabul edilen sektörler arasında yer alması itibar açısından önemli olmakla birlikte, bunun çok daha somut sonuçları da bulunuyor.

Nükleer enerji santrali projeleri, yeşil finansman taksonomisine dahil edildiğinde, ilgili ülkenin finansal sistemi yeterince gelişmiş ve bu alana yönelik açık düzenlemelere sahip olması koşuluyla yeşil finansman araçlarından yararlanabiliyor. Örneğin nükleer enerji, Rusya’da 2021 yılında yürürlüğe giren ilk Yeşil Projeler Taksonomisi’ne dahil edildi. Ancak daha düşük faiz oranları gibi avantajlı finansman koşulları, Rusya Merkez Bankası’nın yeşil proje finansmanına ilişkin düzenlemeleri güncellemesinin ardından ancak 2025 yılında uygulanmaya başladı.

Nükleer enerjinin finansmanına yönelik bir diğer olumlu gelişme de 2025 yılında yaşandı. Dünya Bankası ve Yeni Kalkınma Bankası da dahil olmak üzere birçok uluslararası kalkınma bankası, nükleer enerjinin ÇSY açısından sunduğu geniş kapsamlı faydaları dikkate alarak nükleer enerji projelerini desteklemeye hazır olduklarını açıkladı.

Nükleer enerjinin sürdürülebilir finansman çerçevelerine dahil edilmesi; karbonsuzlaşmayı, enerji arz güvenliğini ve uzun vadeli rekabet gücünü birlikte güçlendirmeyi hedefleyen büyük sanayi ekonomileri arasında giderek yaygınlaşan uluslararası bir uygulama haline geliyor. Bu çerçevede, Türkiye’nin Yeşil Taksonomisi’nin hayata geçirilmesi; iklim hedefleri ile ekonominin somut ihtiyaçlarını dengeli, şeffaf ve yatırım odaklı bir yaklaşımla buluşturan bir çerçeve oluşturmak açısından önemli bir fırsat sunuyor. Böyle bir yaklaşımda nükleer enerji de sistemin ayrılmaz unsurlarından biri olarak değerlendirilebilir.

Akkuyu NGS: Düşük Karbonlu Kalkınmanın Sanayi Boyutu

Lion’a göre Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nin katkısı yalnızca elektrik üretim kapasitesi veya doğrudan karbon ayak izi üzerinden değerlendirilmemeli. Proje; sahip olduğu ölçek, altyapının gelişimine katkısı, yerli sanayinin sürece katılımı, yerel istihdama sağladığı destek ve uzun vadeli insan kaynağının yetiştirilmesine yaptığı katkıyla daha geniş bir düşük karbonlu kalkınma ekosisteminin oluşmasına yardımcı oluyor.

Lion, Akkuyu NGS’nin yaşam döngüsü boyunca karbon ayak izinin kilovatsaat başına 4 gram CO₂ eşdeğerinin altında olduğunu belirterek, bu değerin düşük karbonlu elektrik üretimi için uluslararası düzeyde kabul gören sınırların oldukça altında bulunduğunu vurguladı. Santralin 60 yıllık tasarım ömrü boyunca 1 milyar tondan fazla CO2 emisyonunun önlenmesine katkı sağlamasının beklendiğini ifade eden Lion, bunun Türkiye’nin uzun vadeli iklim hedeflerine önemli ölçüde katkı sunma potansiyeli taşıdığını söyledi.

Akkuyu NGS’nin Türkiye’nin elektrik ihtiyacının yaklaşık yüzde 10’unu karşılaması ve hava koşullarından bağımsız olarak 7 gün 24 saat düşük karbonlu elektrik üretmesi bekleniyor. Bu üretim modeli, özellikle enerji yoğun sektörlerin ihtiyaç duyduğu öngörülebilir ve istikrarlı enerji arzına önemli katkı sağlayabilir.

Öte yandan proje, yerli sanayi için de önemli bir ekonomik ekosistem oluşturuyor. Akkuyu NGS Projesi’nde 400’ü aşkın Türk şirketi tedarikçi olarak yer alırken, yerlileştirme çalışmalarının toplam hacmi 14 milyar dolara ulaştı. Türk şirketlerinin inşaat, mühendislik, üretim ve hizmet süreçlerine katılımı, yerli tedarik cihazlarının ve zincirinin gelişimini desteklerken; proje kapsamında yetiştirilen mühendisler ve teknik uzmanlar da Türkiye’nin nükleer teknoloji alanındaki insan kaynağına uzun vadeli katkı sağlıyor. Bunun yanı sıra bölgede eğitim ve sağlık tesisleri ile konut altyapısını da kapsayan sosyal altyapı yatırımları hayata geçiriliyor.

Lion’a göre düşük karbonlu dönüşümün başarısı yalnızca emisyonların azaltılmasına değil, aynı zamanda sanayinin büyümesini, teknolojik gelişimi ve gelecek nesiller için yüksek yaşam standartlarını destekleyecek güvenilir bir enerji altyapısının oluşturulmasına da bağlı. Bu açıdan Akkuyu NGS, yalnızca büyük bir enerji yatırımı değil, aynı zamanda Türkiye’nin uzun vadeli net sıfır hedeflerine somut katkı sağlayan stratejik bir proje niteliği taşıyor.

Bu yıl Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı’nın (COP31) Antalya’da düzenlenecek olması, Türkiye’nin de Akkuyu NGS’de ilk nükleer elektriğini üretmeye hazırlandığı bir döneme denk gelmesi bakımından ayrıca sembolik bir önem taşıyor.

Nükleer enerji artık küresel iklim gündeminin ayrılmaz bir parçası haline geldi. Bu durum, Türkiye’ye uluslararası iklim tartışmalarına yalnızca politika düzeyinde değil, aynı zamanda uygulamadaki deneyimiyle de katkı sunma fırsatı veriyor. Akkuyu NGS Projesi, nükleer enerjinin bir ülkenin düşük karbonlu kalkınma hedeflerine ulaşmasına, enerji arz güvenliğinin güçlendirilmesine ve uzun vadeli ekonomik kalkınmanın desteklenmesine nasıl katkı sağlayabileceğini ortaya koyan somut bir örnek olma potansiyeli taşıyor. 


Etiket: ekonomi, istihdam, sanayi, işdünyası,


Yorum Ekle comment Yorumlar (0)

 
 
 
  GÜNCEL
 
 
  HAVA DURUMU
 
 
 
  FACEBOOK
 


 
 
 


 
 
 

 

Mersin Post | Siteden yararlanırken yayın politikamızı okumanızı tavsiye ederiz. mersinpost.com.tr © Copyright 2026 Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz, kopyalanamaz, kullanılamaz. Mersin Post basın ve yayın meslek ilkelerine uyar.

URA MEDYA