Hayatında toplum önünde utandığın bir anınız var mı diye sorsalar, aklıma Candan Erçetin konseri gelir. O günlerde bir konseri var çalıştığım kurumun. Bende de geniş açı prime bir lens var 24 mm ama ne yetmişi var, ne de odak yakınlaştırması. Tuttum sahnenin bir köşesine çekildim. Başladı Candan Erçetin şarkı söylemeye, bir türlü istediğim fotoğrafı elde edemiyorum, öyle çok beklemiş olacağım ki arkadan uyardılar, ben tuhaf bir halde fotoğraf çekeceğim diye bekliyorum, hayatımda utandığım nadir anlardandır. Başımızdaki kişi de deli demiştir büyük olasılıkla, uyarıldıktan sonra aklıma geliyor haliyle, şarkıcının dibine dek sokulmuşum, öyle utandım ki sonra, kendime çok kızmıştım.
Jean Baudrillard’ın reklam, pazarlama ile ilgili metinleri aklıma geldi bugünlerde. Ben bir çekim için uğraşırken ister istemez temsilin merkezinde yer almış, anlamın ötelendiği bir yerde kalakalmıştım. Ne diyordu filozof: Gerçeğinkopyası gibi görünen fakat aslında referansı kalmamış görüntü. Elimde o günden kalan tek fotoğraf çıkmadı, rezil olmam, halimi açıklamamda pek olası değildi doğrusu. Bu filozofa yöneltilen karamsar durum benim üzerime de yığıldı kaldı haliyle.
Aslında anlamın ötelenmesinden ne denli bahsedebilirim, yıllarca gerçeğin tam ortasında bulunarak akıl sağlığımı korumaya ve bu bağlamda yarı dalga, yarı şaka ile arkadaşlarıma da destek olmaya çalıştım, bu bazen ister istemez hınzırca olacaktı şüphesiz, bunca şeyin üstesinden gelmek epey sorun olsa da yazıyla bu anlamın ötelenmesini becerebiliyordum iyi, kötü. İnsanın akıl sağlığını koruyabilmesi için mizah en iyi çözümdür, fakat mizahın işlev ile kılgı arasında kaldığı zamanlar kendi kendime eğlenceye dönüşmesi en kapsayıcı yöntemdir benim için. Haliyle yöntem sorunsalına kapılanlar bunun üstesinden gelemez, çünkü yöntem okumakla ilintilidir. Analitik olmak burada şekillenir. Ah! En korkulan akıl sağlığının bozulması değil midir?
Jean Baudrillard burada onun felsefesini dikkate alarak, biraz da saçmayı kanımca yeterli referanslarla tanımladığı için hep kurtarıcı olmuştur. Jean Baudrillard birçok okur için gerçekten de “kurtarıcı” bir düşünür gibi algılanmıştır; fakat bunun nedeni saçmayı kurtarması ya da meşrulaştırması olmamıştır. Daha doğru tümce şu olur: modern dünyanın zaten saçma bir işleyişe sahip olduğunu teorik olarak görünür kılmıştır. Bu da onun Fransız olmasıyla ilintilidir sanki handiyse, Varoluş bir saçmaya varır. Tabii bunları dilime geldiği gibi yazmam hata olur koskoca simülasyona, böyle tanımlamam epey yersiz olur. Ne de olsa filozof onca yıl uğraşmış ve bense burada bir sayfada tanımlarla yola çıkıyorum. Sonuçta vardığım yer kendimi nasıl da bir simülasyona bizi götürür. Biz gençken bu internet ortada yokken, simülasyonu sanal gerçeklik diye çevirmişlerdi, günümüz koşullarında bu ad tanımlandığı yerde gerçekliğini yitirdi. Yapay gerçeklik de denebilir bu duruma günümüz koşullarında. Pek de yetkin bir tanım olmasa da bu tanım varsıl bir tanım olarak okunabilir.
İşte bundan sonra bir dize gelmişti aklıma; Bilinç ne denli önemli gece! diye galiba pek yaşantının ortasında bir yerlerde bir tanım için salt bir yerlerden bir tuhaf [başkalarınca tuhaf] anı yaşayabiliyoruz. Çok da bir şeyi istememek gerek bundan çıkardığım ders. Fotoğraf ne ola ki, önemli olan bunları bugün gülümseyerek anlatabilmem. Sonuçta yazı kalır.
İnsanı anlamak hep iyi ile kötü arasındaki denge için hep gerekir, sizi her yerde dinleyen, anlayan insanlarla karşılaşmanız dileğiyle..! ama bunca yapay gerçekliğin ortasında birbirimizi nerede nasıl anlayacağız.