Bir keresinde karidesi en iyi nasıl kızartırız diye araştırmıştım, uzun zaman önceydi, sahilde bir başıma en iyisi biraz yağ, biraz acı biber ve muhakkak yanında buz gibi bira olmalıydı şüphesiz. Öyle de yaptım. Bir keresinde canım çemen istemişti, çemene benzeyen ne olabilir derken, önüme sanki söylediklerim dinlenir gibi, çemene benzeyen bir meze çıktı, denedim, üşenmedim, yaptım ve çemenden daha lezzetli oldu. Bir keresinde de bunları arada düşünürken şimdi ve eskiden yemekle zeka arasında ciddi bağ olduğunu da okumuştum, fakat ben ne yemeğe düşkünüm ne de yemek yapmaya. Canımın en çok çektiği yemek patates kızartması ve pirzola olur, onu da aradan epey zaman geçtikten sonra yerim.
Yeme içme kültürüm pek olmadı, lokantalardan, kafelerden pek anlamam, işte bir yemek peşinde kent kent dolaşan insanlar var, benim ilgimi zerre çekmez bunlar. Bir kafeye, lokantaya otursam, bilmediğim, anlamadığım yemeği pek siparişte etmem. İnsanların bu yeme içmeye neden meraklı olduklarını şüphesiz bilmek gerekir fakat benim umurumda olmaz. Hani izlenceler var, ne yemeli, ne içmeli diye bana oldukça tuhaf gelir. Bu programlar arasında AnthonyBourdain’in yıllar önce bir izlencesi vardı, o dikkatimi çekmişti. O izlencede ayrıksı duruşuyla, kentin sokak lezzetleriyle ilgileniyordu çoğun. Adamın kişiliği de ayrıksıydı, Amerikan kültürünün tüm dünyaya nasıl yayıldığının kanıtı gibi bir heriften bahsediyorum.
Bir Keloğlan filminde, Keloğlan’ı bir yere davet ediyorlar, hatalı anımsamıyorsam, Keloğlan yemekte ne var diyor, kavurma cacık diyorlar ona; o da her zamanki esprili yaklaşımıyla Anadolu çocuğu pek sever kavurmayla cacığı diye bir söz söyler ya, işte belki de Anadolu insanının özünü en iyi bunlar anlatır, onlar için en iyi, yemek içmek çoğun bundan ibaret gibi görünse de Konya’da sekiz, on çeşit çorba sunan bir küçücük lokantayla karşılaştığımda yalnız kavurma ve cacıktan ibaret olmadığımızı gayet iyi anladım şüphesiz. Peki bunların, yeme içmenin beni gözümde çok da tasa olmaması üzerine düşünmem neden diye sorular aklıma geliyor elbette, yanıtını bulmak için pek de üzerinde düşünmedim desem yeridir, hâlâ pek meraklı değilim yeme, içmeye. Ne varsa onu yer, ne eldeyse o yenir, bir varsıl ekin olarak görülmez çünkü Anadolu irfanında yemek içmek. Öncelik çoğunlukla bir tas çorba olsun, dostluk olsun üzerine şekillenir.
Televizyonda şimdi görüyorum ve internette ağızları burunları eğile eğile yemek programı yapanlar ve sosyal ağlarda yediklerini içtiklerini paylaşanlar, bana nasıl ki kendime ait günlük yaşantımdan fotoğraflarımı paylaşmak eziyet olarak geliyorsa, bunları da sık sık paylaşmak eziyet olarak gelecek şüphesiz, ayıp yahu insan yediğini, içtiğini giydiğini sürekli paylaşır mı? Tabii işi bu olanları kast etmiyorum, ama söylemesi ayıptır bunları ben takip etmedim, takipte etmeyeceğim, tabii onlarda beni takip etmez büyük olasılıkla. Fakat insanın en basit isteği yemek içmek ve bunlarla ilgili ekin yaşantımızı her zaman şekillendirecek şüphesiz, benim yalın pek bir şey istemeyen yaşantımda bununla şekillenmez mi?