Abdullah Özdemir’in 31 Yılı: Mersin Bakliyatında Bir Dönemin Hikâyesi
Mersin Ticaret Borsası’nın 100. kuruluş yılında, 31 yıllık başkanlık görevini tamamlayan Abdullah Özdemir’e veda ederken, onun döneminde yaşanan değişimi ve Mersin’in bakliyat ticaretinde ulaştığı yeri değerlendirmek gerekiyor.
Özdemir’in 1995 yılında başlayan başkanlık dönemi boyunca Mersin, bakliyat ticaretinde önemli bir merkez hâline geldi. Bu gelişmede Mersin Limanı’nın, tüccarların, sanayicilerin ve sektörde çalışan birçok insanın emeği var. Abdullah Özdemir’in katkısı ise bu gelişimi destekleyecek kurumsal yapının güçlenmesine öncülük etmesi oldu.
2007 yılında modern hizmet binasına geçilmesi, Bakliyat Tohumculuk Şirketinin kurulması, araştırma çalışmalarının başlatılması ve ticari işlemlerin dijital ortama taşınması, bu dönemin önemli adımları arasında yer aldı. Böylece Ticaret Borsası, yalnızca ticari işlemlerin yapıldığı bir kurum olmanın ötesine geçerek üretime, teknolojiye ve sektörün gelişmesine de katkı sunmaya yöneldi.
Bu dönemin önemli çalışmalarından biri de laboratuvar hizmetleridir. Mersin Ticaret Borsasının ortak olduğu gıda kontrol laboratuvarı, tarım ve gıda ürünlerinin kalitesinin ve güvenilirliğinin belirlenmesine yönelik analizler yapıyor. Mikrobiyolojik ve kimyasal analizler, pestisit kalıntılarının ve mikotoksinlerin incelenmesi gibi hizmetler, ürünlerin niteliğinin daha sağlıklı değerlendirilmesine yardımcı oluyor.
Laboratuvar hizmetlerinin önemi, ürünün yalnızca üretilmesi veya satılmasıyla sınırlı değil. Ürünün kalite ölçütlerine uygunluğunun belirlenmesi, alıcı ile satıcı arasındaki güvenin güçlenmesi ve ihracat pazarlarının taleplerine cevap verilmesi açısından da önem taşıyor. Güvenilir analiz sonuçları, ticari anlaşmazlıkların azaltılmasına ve üreticilerin, tüccarların ve ihracatçıların daha sağlıklı kararlar almasına katkı sağlayabiliyor. Bu nedenle laboratuvar yatırımlarını, Mersin’in tarım ve gıda ticaretindeki rekabet gücünü destekleyen önemli bir kazanım olarak değerlendirmek gerekir.
Tohumculuk alanındaki çalışmalar da dikkat çekiciydi. Sertifikalı tohum üretiminin 2015’te 4 ton düzeyinden 2019’da 180 tona yükseldiği açıklandı. Beş yıllık dönemde sekiz yeni baklagil çeşidinin geliştirildiğinin bildirilmesi de bu çalışmaların sonuçları arasındaydı. Bu adımlar, tarımda verimi ve ürün kalitesini artırmak için bilimsel çalışmaların ne kadar önemli olduğunu gösteriyordu.
Bakliyat Araştırma ve Geliştirme Merkezinin kurulmasıyla yeni ürünler geliştirmek için de çalışmalar yapıldı. Mercimek unu, bakliyat bazlı makarna ve farklı gıda ürünleri üzerine araştırmalar yürütüldü. Amaç, bakliyatı yalnızca ham madde olarak satmak yerine işleyerek daha değerli ürünlere dönüştürmekti. Bundan sonraki dönemde bu çalışmaların daha fazla ticari ürüne, markaya ve ihracata dönüşmesi gerekiyor.
Mersin’in bakliyat ticaretindeki gücü, açıklanan rakamlarda da görülüyor. Mersin Ticaret Borsasının 2025 yılında paylaştığı verilere göre Türkiye’nin yaklaşık 2,7 milyon tonluk bakliyat dış ticaretinin yüzde 85’i Mersin üzerinden gerçekleşiyordu. Kentteki işleme, tasnif ve paketleme tesisleri de bu gücü destekliyordu.
Ancak Türkiye’nin bakliyat ticaretinin büyük bölümünün Mersin üzerinden yapılması, bu ürünlerin tamamının Mersin’de üretildiği anlamına gelmiyor. Mersin’in gücü; limanı, depoları, işleme tesisleri, paketleme işletmeleri ve dış ticaret deneyiminin bir araya gelmesinden kaynaklanıyor. Şimdi yapılması gereken, bu ticari gücü yerli üretimin gelişmesine ve daha yüksek katma değerli ürünlerin ortaya çıkmasına da hizmet eder hâle getirmektir.
Türkiye’nin bakliyatta ithalata ihtiyaç duyması, yerli üretimin artırılması gerektiğini gösteriyor. Üreticiyle sanayicinin iş birliğinin güçlendirilmesi, kaliteli tohum kullanımının yaygınlaştırılması, ürünlerin laboratuvarlarda analiz edilmesi, araştırma sonuçlarının ticari ürünlere dönüştürülmesi ve markalı ihracatın artırılması birlikte ele alınmalıdır. Böylece hem ürün kalitesi hem de rekabet gücü yükselirken yaratılan ekonomik değerin üreticiye daha fazla yansıması sağlanabilir.
Abdullah Özdemir’in 31 yıllık başkanlık dönemini değerlendirirken yapılan çalışmaları teslim etmek gerekir. Kurumsal altyapının güçlendirilmesi, laboratuvar hizmetleri, tohumculuk faaliyetleri, araştırma çalışmaları ve dijitalleşme bu dönemin önemli kazanımlarıdır. Elbette her dönemin eksikleri ve tamamlanmayı bekleyen işleri vardır. Önemli olan, kazanılan deneyimi koruyarak yeni hedeflere yönelmektir.
Özdemir’in gençlerin önünü açmak amacıyla yeniden aday olmaması da yeni bir döneme yer açması bakımından anlamlıdır. Kurumların gelişmesi, birikimin yeni kuşaklara aktarılması ve yenilenmenin önünün açılmasıyla mümkündür.
Otuz bir yıl boyunca bir kuruma başkanlık etmek, uzun bir emek ve sorumluluk dönemidir. Bu emeği ve kuruma kazandırılan değerleri takdir etmek bir vefa borcudur. Gelecekte yapılması gerekenleri ortaya koymak da bu birikimin daha iyi değerlendirilmesine katkı sunar.
Abdullah Özdemir’e Mersin Ticaret Borsasına ve bakliyat sektörüne yaptığı katkılar için teşekkür ediyor, bundan sonraki yaşamında sağlık, huzur ve mutluluk diliyorum.
Bir görev sona erebilir; ancak geride bırakılan emek ve birikim, geleceğe ışık tutmaya devam eder.