Hayatın bir devrim olduğuna mı inanırdı, bazen bana seslendiğinde gece, bunca güvensizlik ne diye sorardım belki, bir gecede de doğmadı Güneş, sürekli hazır mıdır yok olacağına toprak? Televizyonda dönüp duran basketbol karşılaşması, sürekli yengiden bahseden Ankara, hüsranla geçen Eylül yakışmadı diyorlardı bana, yok kimse söylemedi bunu, ben kendi kendime dedim bunu, bir toprak gibi kalan neyse olan buydu, Eylül’den geldiğini düşünmem dışında bu yazgının pek de bir şey kalmadı geriye. Gün gittikçe kısalıyor
Dünya bundan ibaretti anlamak için bu yaşıma gelmeme gerek yoktu bunları iyice ezberlemem için, zaten suskun olan Dünya’ya karşı ben de susmayı tercih ettim sonunda. Erkin karşısında durmak için kayanın mutlağına da inanmak gerekirdi belki, çarpıp duran dalga bile yıllarca kendiliğinden erir gider taşa karşı, değil mi ki derinlerden gelen sesin yankısı da budur.
Kaç gündür insanın yenilgisine daha çok alıştım, kaç gündür nasıl da sıradan bir yenilgiler tarihine dahil olduğuma alıştım.Yazacak bir şey olmadığına da inanmalıyım, söylenecek bir şey olmadığına, bunları biliyorum, susmak en zor olanı değil miydi benim için, hani tartışmak, kavga etmektir diye söylenip dururdum ve fakat tümceyi bilmek de bir sorundur, devrime inanır mıydım ki, kendime dair bir devrim yapayım, ya kuzgun leşe, ya da ben kendime ait neşeye.
Neşe yoktur oysa, yüzümde duran bir gülümseme ve usum dağılırken, alacakaranlıktan bakmaktı en uygun olanı. İkindi saatleri değil miydi bir türlü vazgeçemediğim, hani Akdeniz benim için bundan ibaret değil miydi? Akdeniz’den nasıl vazgeçip de bu tuhaf kavga olsun, geceyi yırtıp gelen sese inanan yasemin kokusundan başka ne olabilir, tüfengi neden bırakayım gerekir mi? Bunları ben de sakladım, ona karşı, yoksa gök yalan mı? Ben Akdeniz’i neden kavgayla anımsayacağım. Oradan buraya başlayan kavgalardan bahsediyorlar sürekli, bir kaybın kavgası mı bunlar? Ben yalnız varoluşuma inandım. Beni var eden hakikatin nesi yanlıştı ki bu yazgının tersini karşılamamı beklesinler.
Her zaman yapıcı olan kutsal ağaç, her zaman şefkatle yaklaşan anne, her zaman koruyucu olan devletti beklentim, yalnız bir ağaçtan nasıl bekleyeyim artık kutsal olanı, böyle böyle azaldı gün ve artık gecenin sesiyle davranamıyor ses. Ayrılıp duranı anlamamı beklemeyin, gecenin dilini bilemiyorum. Neden durmadan ayrılır durur ses diye sormadım zaten, bunca şeyin ardından sormam da olasılıklardan biri değil. Gecenin huyunu sorgulamak, onun yalnız gece olmadığını varsaymak pek tutarlı değil, görüntü neden görünmek istemiyorsa, görün ve anlat denmez.